Kabahatler Kanununa Göre Tüzel Kişilerin Sorumluluğu

Kabahat kavramı sözlükte çirkin hareket, uygunsuz davranış, kusur şeklinde ifade edilmektedir. Kabahatler Kanunu madde 2’de kabahat, kanunun karşılığında idari yaptırım uygulanmasını öngördüğü haksızlık şeklinde tanımlanmıştır. Aslında bu hali ile kabahatler de suçlar gibi haksızlıktır. Fakat bir kabahatin karşılığı olarak devlet tarafından ceza veya güvenlik tedbiri uygulanmamakta ve fakat bunun yerine idari yaptırım uygulanmaktadır. Bu hali ile kabahat, karşılığında idari yaptırım öngörülen, tipe uygun ve hukuka aykırı fiildir. Kabahat fiilinin işlenmesi durumunda yaptırım kararını mahkemeler vermemekte olup idari mercilerce verilmektedir. Ancak anılan idari merci kararlarına karşı kanun yoluna başvuruyu, yargı mercileri karara bağlamaktadır.

Kabahatler, suçlardan farklı olduğu kadar haksız fiillerden de farklıdır. Haksız fiil, hukuka aykırı bir fiille kusurlu olarak bir başkasına zarar vermektedir. Haksız fiilin oluşması durumunda tazminat sorumluluğu doğar. Kabahat karşılığında ise idari yaptırım uygulanır. Haksız fiil, bir özel hukuk ihlalidir. Haksız fiilin oluşması durumunda zararın tazmin edilmesi için zarar görenin bunu talep etmesi gerekmektedir. Kabahat ise kamu hukuku ihlalidir. Kabahatler hukuku, kamu hukukunun bir alt dalı olarak kabul edilmektedir. Gerçekten de kamu hukuku bireyler ile devlet arasındaki ilişkileri düzenler. Bireyler ile devletin ilişkisi özel hukuktan farklı olarak eşitler arasındaki ilişki değil, ast üst ilişkisidir ve üst konumda olan devlettir.

Kabahatler hukuku devlet ile birey arasındaki ilişkiyi devletin üstünlüğüne bağlı olarak düzenler. Kabahatler Hukukunda devlet birey karşısında üstün konumda olup, devlet bireye nasıl davranılması konusunda belirli yükümlülükleri tek taraflı olarak dayatır. Ayrıca ihlal durumunda idari makamlar kendiliğinden harekete geçerek idari yaptırım uygulanır. Bu idari makamlar yaptırımı uygulamak için de gerekirse zor kullanırlar.

Netice itibari ile makalede tüzel kişilerin kabahatler hukukundaki sorumluluğu inceleme konusu yapılacaktır.

  1. TÜZEL KİŞİLİK KAVRAMI

Tüzel kişi, hukuk bakımından birçok kişinin veya malın topluluğundan doğan ve tek bir kişi sayılan oluşum olarak tanımlanabilmektedir. Belli bir amacı gerçekleştirmek üzere kişi veya emtia (mal) topluluğu şeklinde bağımsız olarak örgütlenmiş, haklara sahip olabilen, borç veya alacak edinebilen varlıklardır. Hak ve borç sahibi olmak sadece insanlara özgü bir özellik değildir. Farklı bir deyişle insanlardan farklı olarak hak ve borçlara sahip olma imkânı kendilerine tanınmış kişi ve mal toplulukları da vardır. Tüzel kişiyi en geniş hali ile bu şekilde tanımlamak mümkündür.

A.TÜZEL KİŞİNİN ELEMANLARI

Tüzel kişiliğin; amaç, örgütlenme ve hukuk düzeninin bağımsız tüzel kişilik tanıması olmak üzere üç elemanından bahsedilebilir.

 AMAÇ

Tüzel kişiliği oluşturan kişi veya mal topluluklarının bir amacı gerçekleştirmek için bir araya gelmiş olması gerekmektedir. Amaç ekonomik nitelikli veya manevi bir amaç olabilmektedir. Bunları örneklendirmek gerekirse; ekonomik amaç taşıyan tüzel kişilere örnek olarak ticaret şirketleri gösterilebilirken, manevi amaç taşıyan tüzel kişiliklere örnek olarak ise vakıflar, dernekler, sendikalar ve siyasi partilerden bahsedilebilir.

Amacın sürekli bir amaç olması gerekmektedir. Süreklilikten kasıt ise amaca ulaşmak için girişilen faaliyetlerin sürekliliğidir. Ek olarak amacın belirli olması da gerekmektedir. Örnek olarak derneğin hangi alanda faaliyet göstereceği, vakfa tahsis edilen malların ne amaçla kullanacağının belirli olması gerekir.

  1. ÖRGÜTLENME

Kişi veya mal topluluğunun, amacını gerçekleştirmesini sağlayacak şekilde örgütlenmiş olması gerekir. Yani amacını gerçekleştirebilmesi için gerekli işlemleri yapacak organa sahip olması gerekir.

  1. BAĞIMSIZ TÜZEL KİŞİLİK TANIMASI

Tüzel kişilerin sahip oldukları malvarlığı, üyelerin ve ortaklarının malvarlığı ile karışmaz. Bunlar bağımsız olarak tüzel kişiliğe aittir. Bahsi geçen bu bağımsızlık, kişi veya mal topluluğuna hukuk düzeni tarafından tüzel kişilik tanınmasının sonucudur.

Bu konuda hangi tür kişi ve mal topluluklarının bağımsızlaştırılabileceği, yani hangilerine tüzel kişilik tanınabileceği hukuk düzeni tarafından sınırlı sayıda belirtilmiştir. Dolayısıyla bir kişi veya mal topluluğu, kanunun öngördüğü türde olmadıkça kendisine tüzel kişilik tanınmaz.

B. TÜZEL KİŞİ ÇEŞİTLERİ

Hukukta tüzel kişiler “özel hukuk tüzel kişileri” ve “kamu tüzel kişileri” olarak ikiye ayrılmaktadır.

  1. KAMU TÜZEL KİŞİLERİ

Kamu hukuku tüzel kişileri, kamu hukuku kurallarına göre kurulan ve bu kurallar çerçevesinde faaliyette bulunan tüzel kişilerdir. Kamu hukuku tüzel kişiliklerinin temel özellikleri şu şekildedir: Kamu tüzel kişileri, Anayasa, kanun veya cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile kurulur. Kamu tüzel kişileri, kamu gücü denilen üstün yetkilere sahip kılınmıştır. Kamu tüzel kişilerinin amacı, kamu yararını gerçekleştirmektir. Her ne kadar kamu tüzel kişileri de kendi arasında kişi topluluğu ve mal topluluğu şeklinde ikiye ayrılsa da makalemizin konu itibariyle kapsamını genişletmemek adına değinilmeyecektir.

  1. ÖZEL HUKUK TÜZEL KİŞİLERİ

Özel hukuk tüzel kişileri, özel hukuk kuralları çerçevesinde kurulan ve bu kurallar çerçevesinde faaliyet yürüten tüzel kişilerdir. Özel hukuk tüzel kişilerinin temel özellikleri şu şekildedir: Bu tüzel kişiler, kendilerini kuran gerçek kişilerin serbest iradeleriyle kurulur yine onların iradesiyle sona erdirilirler. Özel hukuk kişilerinin üstün yetkileri bulunmayıp, eşitlik ilkesine tabidirler. Özel hukuk kişileri, kar elde etmek, hayır yapmak gibi bireysel menfaatlerin gerçekleştirilmesi için oluşturulurlar. Her ne kadar özel hukuk tüzel kişileri de kendi arasında kişi topluluğu ve mal topluluğu şeklinde ikiye ayrılsa da makalemizin konu itibariyle kapsamını genişletmemek adına değinilmeyecektir.

  1. KABAHATLER HUKUKUNDA TÜZEL KİŞİNİN SORUMLULUĞU

Hareket yeteneğine sadece gerçek kişiler sahip olduğu için bir haksızlığı ancak gerçek bir kişi gerçekleştirebilir. Nitekim Yargıtay konuya ilişkin bir kararında sanık sıfatıyla davalı şirketin yasal temsilcisinin yerine şirket tüzel kişiliğinin davalı olarak gösterilemeyeceğini belirtmiştir. Aynı şekilde, tipiklikteki unsurları da sadece gerçek kişiler gerçekleştirebilir.

Organ veya temsilcisinin fiilinden dolayı tüzel kişi hakkında idari yaptırım uygulanmasının cezaların şahsiliği ilkesiyle ters düşüp düşmediği husus tartışılmıştır. Cezaların şahsiliği ilkesi anayasal bir ilkedir ve Anayasa md. 38/7’ de düzenlenmiştir. Anayasa Mahkemesi konuyla alakalı verdiği bir kararında, “Cezaların şahsiliğinden amaç, bir kimsenin işlemediği bir fiilden dolayı cezalandırılmamasıdır. Farklı bir deyişle kimsenin başkasının fiilinden sorumlu tutulmamasıdır. Anayasa’nın 38. Maddesinde idari ve adli cezalar arasında bir ayrım yapılmadığından idari para cezaları da bu maddede öngörülen ilkelere tabidir.” görüşünü belirtmiştir. Konuyla alakalı olarak Yargıtay ve Danıştay’ ın görüşleri de aynı yöndedir. Öğretide ise çoğunluk görüşü benzer mahiyettedir. Lakin azınlık görüşü, tüzel kişilerin karmaşık örgütlenme yapısı içinde bireysel sorumluyu bulmanın çok zor olması sebebiyle tüzel kişilerin ceza sorumluluğunun bulunması gerektiği yönündedir.

Fakat idari para cezası sorumluluğu cezaların şahsiliği ilkesinin tüzel kişi ile ilgili gerçek kişi arasındaki ilişki bakımından geçerli olup olmadığı bakımından iki gerçek kişi arasındaki ilişkiye göre daha farklı düşünmek gerekmektedir. Eğer tüzel kişi ile gerçek kişi arasındaki ilişki tamamen özel hukuk normları esas alınarak yorumlanırsa, tüzel kişinin sorumluluğu, başkasının eyleminden sorumluluk mahiyetindedir. Lakin tüzel kişilerin ceza hukuku ve kabahatler hukuku anlamında hareket kabiliyetlerinin olmadığını kabul etmek, sorumluluğun kaynağını onun adına hareket eden gerçek kişide aramayı gerektirmektedir. Kanaatimizce idari yaptırım bir ceza niteliği içerseydi organ yahut temsilci fiilinden dolayı tüzel kişinin sorumluluğu, Anayasa md. 38/7’ ye aykırı olacaktır. Fakat kabahatler suç değildir ve kabahatin karşılığı ceza değil idari yaptırımdır. Bu sebeple tüzel kişiye idari yaptırım uygulamak ceza sorumluluğunun şahsiliği ilkesine aykırı düşmemektedir.

Organ veya temsilcinin fiilinden dolayı tüzel kişi hakkında idari yaptırım uygulanmasının amacı tüzel kişi ve gerçek kişinin davranışları üzerinde önleyici etki yapmaktır. Bu doğrultuda tüzel kişilerin kabahatlerinden dolayı sorumlu olmamak için organ ve temsilcilerini iyi seçip iyi eğitmesinin sağlanması amaçlanmıştır. Keza gerçek kişilerin de kabahat işlemeleri durumunda tüzel kişinin sorumlu tutulması nedeniyle, idari yaptırımın kendilerine rücu edilebileceğinden dolayı ve hatta görevlerine son verebileceğinden dolayı kabahat işlemekten kaçınmalarının sağlanması amaçlanmıştır.

A.TÜZEL   KİŞİLERE   KABAHATLERİNDEN DOLAYI  İDARİ  YAPTIRIM   UYGULANMASI

Bir gerçek kişi, bir kabahati tüzel kişinin faaliyeti çerçevesinde gerçekleştirirse, tüzel kişi bu kişinin faaliyetinden dolayı sorumlu tutulacak ve tüzel kişiye de idari yaptırım uygulanacaktır. Kabahatler Kanununda bu durum açıkça belirtilmiştir. KK md. 8/1’ e göre “organ veya temsilcilik görevi yapan ya da organ veya temsilci olmamakla birlikte, tüzel kişinin faaliyeti çerçevesinde görev üstlenen kişinin bu görevi kapsamında işlemiş bulunduğu kabahatten dolayı tüzel kişi hakkında da idari yaptırım

kararı uygulanabilir.” Bu hüküm ışığında Yargıtay bir kararında organ veya temsilcilik görevi yapan ya da organ veya temsilci olmamakla birlikte, tüzel kişinin faaliyeti çerçevesinde görev üstlenen kişinin bu görevi kapsamında işlemiş bulunduğu kabahatten dolayı gerçek ve tüzel kişi hakkında ayrı ayrı idari yaptırım uygulanmasının mümkün olduğunu belirtmiştir.

KK md. 8/1 hükmünden hareketle kabahati işleyenin tüzel kişi olduğu söylenemez. Çünkü bu fiilen mümkün değildir. Md. 8/1 düzenlemesi bağlılık kuralına göre işlev görmektedir. Söz konusu hükme göre gerçek kişinin işlediği bir kabahat tüzel kişi bakımından da hukuki sonuç doğurmaktadır.

  1. KABAHATTEN SORUMLU TUTULABİLECEK TÜZEL KİŞİLER

KK md. 8 ceza hukukundaki kusursuz sorumluluk olmaz ilkesinin kabahatler bakımından daha hafif halini içerir. KK, organ veya temsilcisinin kabahatinden dolayı tüzel kişilerin sorumlu tutulacağını belirtmiş, ancak bu tüzel kişiler arasında özel hukuk tüzel hukuk kişisi – kamu hukuku tüzel kişisi ayrımı yapmamıştır. Bu kısımdan dernek, vakıf, siyasi parti, ticari şirket gibi özel hukuk tüzel kişilerinin yanında kamu hukuku tüzel kişilerinin de organ veya temsilcilerinin kabahatinden dolayı sorumlu tutulabileceği anlaşılmaktadır. Bu konuya örnek olarak İş Kanunu Madde 101 ile Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası kanunu madde 11’ de, kamu tüzel kişilerine kabahatlerinden dolayı idari para cezası uygulanacağı öngörülmüştür19. Ancak kamu tüzel kişilerine idari yaptırım uygulanabilmesinin istisnaları vardır. Bu istisnalardan birincisi, devlet tüzel kişiliğine idari yaptırım uygulanmamasıdır. İkincisi ise, idari yaptırım uygulayacak kamu tüzel kişileri kendileri hakkında kabahatten dolayı idari yaptırım uygulayamazlar. Benzer bir deyişle tüzel kişilerin kendi kendilerine idari yaptırım uygulaması mümkün değildir.

  1. TÜZEL KİŞİLERİ SORUMLU HALE GETİRECEK GERÇEK KİŞİLER

Tüzel kişiyi sorumlu hale getirecek kişilerden tüzel kişi organı, tüzel kişinin görevlerini yerine getirmek için yetkilendirilmiş kişi veya kişi grubudur. Organlar, tüzel kişinin görevlerini dışarıdan belli olacak şekilde, bağımsız olarak ve devamlı şekilde gerçekleştirirler. Organlar bir veya birden fazla kişiden oluşabilir. KK m. 8/1, tüzel

kişinin kabahatten dolayı sorumluluğu açısından bir ayrım yapmamıştır. Ayrıca bir kabahati tüzel kişinin bir organına mensup birden fazla kişi işlerse, tek bir fiil olduğu sürece tüzel kişi hakkında tek bir idari yaptırım kararı verilebilir.

Tüzel kişiyi sorumlu haline getirecek kişilerden bir diğeri olan temsilci, organ kavramı içine girmemekle birlikte, tüzel kişiyi üçüncü kişilere karşı temsil eden kişilerdir. Temsilcinin görevi kapsamında işlediği kabahatlerden tüzel kişi sorumlu olur.

Tüzel kişiyi sorumlu haline getirecek kişilerden bir diğeri ise, tüzel kişinin faaliyeti çerçevesinde görev üstlenen kişilerdir. Bu kişiler organ veya temsilci sıfatına sahip değildir. Tüzel kişiler işlerini yapması içi personel istihdam edebilirler veya üçüncü bir kişiden yardım alabilirler. Bu gibi durumlarda bu kişilerin işlediği kabahatlerden dolayı tüzel kişi de sorumlu olur.

Tüzel kişilerin, organlarının veya temsilcilerinin ya da görevini üstlenen kişilerin kabahatlerinden sorumlu tutulmaları; bu gerçek kişilerin sorumluluğunun bulunmadığı anlamına gelmemektedir. Bu gerçek kişilerin görevleri sırasında işledikleri kabahatlerden dolayı hem bu kişiler hem de tüzel kişi idari yaptırımla karşılaşacaklardır. Nitekim bu durum KK md. 8’in gerekçesinden açıkça anlaşılmaktadır. Anılan gerekçe şöyledir: “Tüzel kişi hakkında idarî yaptırım uygulanabilmesi, organ veya temsilci sıfatıyla tüzel kişi adına hareket eden ya da tüzel kişinin faaliyeti çerçevesinde istihdam edilen kişi hakkında da idarî yaptırım uygulanmasına engel teşkil etmez. Bu durumda tüzel kişi ile gerçek kişilere verilen idarî para cezasının tahsili açısından müteselsil sorumluluk da kabul edilemez. İdarî para cezası, bir ceza hukuku yaptırımı niteliği taşımamakla birlikte; bir kamu hukuku yaptırımı olması dolayısıyla ve uygulanmasıyla güdülen amacın gerçekleşebilmesi için ancak hakkında uygulanan kişi üzerinde etkili olabilmelidir. Bu bakımdan, Tasarının sisteminde, işlenen kabahat nedeniyle verilen idarî para cezası ile ilgili olarak müteselsil sorumluluk kabul edilmemiştir.

KK md. 8/3’te, belli bir sıfatı taşıyan kişilerin işleyebildiği kabahatleri, bu sıfatı taşımayan kişilerin de işlemesi durumunda da tüzel kişilerin sorumlu tutulabilecekleri belirtilmiştir. Fail açısından özel niteliklerin arandığı durumlarda da tüzel kişi sorumlu olacaktır. Kabahatlerde, suçlardan farklı olarak, iştirak ilişkisinde tek tip faillik benimsenmiştir. Örneğin suça iştirakte suç ortakları arasında fail ve şerik (azmettiren veya yardım eden) ayrımı yapılırken, kabahate iştirak halinde iştirak edenlere de fail gibi yaptırım uygulanmaktadır.

  1. KABAHATİN GERÇEK KİŞİNİN GÖREVİ KAPSAMINDA İŞLENMESİ

Tüzel kişilerin, organlarının veya temsilcilerinin ya da görevini üstlenen kişilerin kabahatlerinden sorumlu tutulabilmeleri için bu kişilerin kabahati görevleri sırasında işlemeleri gerekmektedir.

Tüzel kişinin organının veya temsilcilik görevi yapan görevlisinin ya da tüzel kişinin faaliyeti çerçevesinde görev üstlenen kişinin, davranışlarından tüzel kişinin sorumlu tutulabilmesi için, bu görevlilerin eylemleri ile tüzel kişinin çalışması arasında bir illiyet bağı olması gerekir. Ayrıca eğer ilgili gerçek kişinin işlediği fiilde kusuru yoksa ya da hakkında idari yaptırım uygulanmasını engelleyen bir sebep varsa tüzel kişi hakkında da idari yaptırım uygulanamaz.

Tüzel kişinin temsilcisinin fiilinin görev kapsamında sayılabilmesi için temsilcinin temsil edilen adına hareket etmesi gerekir. Temsilcinin hareketinden, temsil edilenin işinin yapıldığı anlaşılıyorsa, bu hareket görev kapsamındadır. Ayrıca kural olarak, temsil veya yönetim yetkisine sahip kişilerden birden fazla kişiden herhangi birinin kabahat fiili işlediği tespit edilebiliyorsa, yine tüzel kişinin sorumluluğu doğacaktır. Örneğin üç temsilciden hangisini kabahat işlediği belli değil, ancak içlerinden birinin kabahat işlediği tespit edilmiş durumda ise tüzel kişinin sorumluluğu söz konusu olacaktır .

TÜZEL KİŞİLERE UYGULANABİLECEK YAPTIRIMLAR

KK md. 8’de tüzel kişilere karşı kabahatten dolayı uygulanacak idari yaptırımın en önemli özelliği, takdiri olmasıdır. Kanundaki hüküm, organ veya temsilcilik görevi yapan ya da organ veya temsilci olmamakla birlikte, tüzel kişinin faaliyeti çerçevesinde görev üstlenen kişilerin cezalandırılmasının yanında; tüzel kişinin de cezalandırılabileceğini belirtmektedir. Yani kabahat dolayısıyla tüzel kişilere takdiri bir yaptırım öngörülmüş, tüzel kişilere de yaptırım uygulayıp uygulamamak yaptırımı uygulayacak makamın takdirine bırakılmıştır.

Tüzel kişiye yaptırım uygulanırken eylemi gerçekleştiren gerçek kişiye de yaptırım uygulanabilir. Yani aynı eylemden dolayı hem tüzel kişi hem de onun adına eylemde bulunan gerçek kişiye karşı ayrı ayrı yaptırım uygulanabilir.

KK md. 8, genel bir hüküm olduğu için ayrıca belirleme yapılmayan tüm kabahatler için uygulanacaktır. KK md. 8’de tüzel kişilere karşı hangi idari yaptırımların uygulanacağı belirtilmemiştir. Yalnızca, tüzel kişilere idari yaptırım uygulanacağı belirtilmiştir. Bu nedenle tüzel kişilere tüm idari yaptırımlar uygulanabilecektir. Yani KK md. 16/1’e göre idari para cezası ve idari tedbirler uygulanabilir. İdari tedbir olarak mülkiyetin kamuya geçirilmesi, ilgili kanunlarda yer alan faaliyetin durdurulması, ruhsatın geri alınması gibi diğer yaptırımlar uygulanabilir.

Tüzel kişiye veya gerçek kişiye idari para cezası uygulanacağı zaman bu miktarın kabahate göre ne kadar olacağı kanunda gösterilmiş olabilir ya da alt ve üst sınır belirtilip yaptırımı uygulayacak makama takdir hakkı verilmiş olabilir. KK’nda bununla ilgili 4 madde bulunmaktadır. Bunlar madde 36/2 “ Bu fiilin bir ticarî işletmenin faaliyeti çerçevesinde işlenmesi halinde işletme sahibi gerçek veya tüzel kişiye bin Türk Lirasından beşbin Türk Lirasına kadar idarî para cezası verilir.”, madde 41/2 “Fiilin yemek pişirme ve servis yerlerinde işlenmesi halinde işletme sahibi gerçek veya tüzel kişiye, beşyüz Türk Lirasından beşbin Türk Lirasına kadar idarî para cezası verilir.”, madde 41/4 “İnşaat atık ve artıklarını bunların toplanmasına veya depolanmasına özgü yerler dışına atan kişiye, yüz Türk Lirasından üçbin Türk Lirasına kadar idarî para cezası verilir. İnşaat faaliyetinin bir tüzel kişi adına yürütülmesi halinde bu tüzel kişi hakkında verilecek idarî para cezasının üst sınırı beşbin Türk Lirasıdır. Bu atık ve artıkların kaldırılmasına ilişkin masraf da ayrıca kişiden tahsil edilir” ve madde 42/A “112 Acil Çağrı Merkezini asılsız ihbarda

bulunmak suretiyle meşgul ettikleri tespit edilen kişilere bu Kanuna göre il valileri tarafından ikiyüzelli Türk Lirası idari para cezası verilir. Tekerrür halinde bu ceza iki katı olarak uygulanır. “ şeklindedir.

Diğer taraftan idare tarafından takdir hakkı kullanılırken yani alt ve üst sınırlar arasına belirleme yapılırken, işlenen kabahatin haksızlık içeriği ile failin kusuru ve ekonomik durumunun göz önünde bulundurulması gerekecektir. Bu durum KK md. 17/2’de “İdarî para cezası, kanunda alt ve üst sınırı gösterilmek suretiyle de belirlenebilir. Bu durumda, idarî para cezasının miktarı belirlenirken işlenen kabahatin haksızlık içeriği ile failin kusuru ve ekonomik durumu birlikte göz önünde bulundurulur.” şeklinde açıkça belirtilmiştir.

TCK’nın zaman bakımından uygulamaya ilişkin hükümlerinin KK bakımından da uygulanacağına ilişkin KK md. 5/1 maddesi uyarınca, işlendiği zaman yürürlükteki kanunlara göre kabahat sayılmayan bir fiilden dolayı idari yaptırım uygulanamaz. Yargıtay da bir kararında bu duruma açıkça işaret etmiştir.

B.TÜZEL KİŞİLERE İDARİ PARA CEZASI UYGULANMASI

Bir özel hukuk tüzel kişisinin yararına olacak şekilde ve bu özel hukuk tüzel kişisinin faaliyeti çerçevesinde bir suç işlenmesi durumunda, tüzel kişi hakkında adli para cezasına hükmedilemese de, bu tüzel kişilerin faaliyetlerinin disipline edilebilmesi amacıyla, tüzel kişi hakkında da idari para cezası verilebilmesi öngörülmüştür.

  1. Hukukumuzda tüzel kişilere karşı suç dolayısıyla güvenlik tedbiri uygulanması mümkündür. Ancak bu tedbirler özel hukuk tüzel kişilerine karşı uygulanabilir ve bu tedbirler “iznin iptali” ve “müsadere” tedbirleriyle sınırlıdır. Hukukumuzda tüzel kişilere karşı suç dolayısıyla ceza yaptırımı ise hiçbir şekilde uygulanmamaktadır. Ceza sorumluluğu şahsi olduğu için tüzel kişiler başkasının fiilinden dolayı ceza yaptırımına  uğrayamazlar.  İdari  para  cezalarının  niteliği  ve  amacının  farklı  olması nedeniyle, bir özel hukuk tüzel kişinin yararına işlenen suç karşılığında ayrıca bu tüzel kişiye bir idari yaptırım olarak, idari para cezası verilmesi KK md. 43/A’da öngörülmüştür İDARİ YAPTIRIM UYGULANABİLECEK TÜZEL KİŞİLER

Özel hukuk tüzel kişileri, organ veya temsilcisinin işlediği bazı suçlardan dolayı idari yaptırım ile karşılaşabilmektedir. Ancak KK md. 43/A, KK md. 8/1’e göre idari yaptırım uygulanabilecek tüzel kişilerin kapsamını daha dar tutmuştur. Buna göre, yalnızca özel hukuk tüzel kişilerine KK md. 34/A kapsamında işlenen bazı suçlardan dolayı idari yaptırım uygulanabileceği öngörülmüştür. Kamu hukuku tüzel kişilerinin ise madde 43/A bakımından sorumlulukları yoktur.

  1. TÜZEL KİŞİLERİ SORUMLU HALE GETİRECEK GERÇEK KİŞİLER

İşlendiği  kabahatten  dolayı  tüzel  kişinin  sorumluluğunu  doğuracak  gerçek kişiler ile ilgili yaptığımız açıklamalar bu kısım içinde geçerlidir. KK md. 43/A bakımından da tüzel kişi açısından sorumluluğun doğması için KK md. 8/1’deki düzenlemeye benzer şekilde tüzel kişinin bir organının veya temsilcilik görevi yapan görevlisinin ya da organ veya temsilci olmamakla birlikte, tüzel kişinin faaliyeti çerçevesinde görev üstlenen bir kişinin bu görevi kapsamında KK md. 43/A’da sayılan suçlardan birini işlemiş olması gerekir. Ancak KK md. 43/A’da sayılan suçlardan birini tüzel kişi yararına işlemiş olan gerçek kişi hakkındaki kamu davasında kendisine ceza verilmesine yer olmadığı kararı verilirse, tüzel kişinin de sorumluluğu ortadan kalkacak ve tüzel kişi hakkında yaptırım uygulanamayacaktır.

  1. TÜZEL KİŞİYE İDARİ PARA CEZASI VERİLMESİNİ GEREKTİREN SUÇLAR

Tüzel kişi hakkında idari para cezasına karar verilebilmesi için KK md. 43/A’da sayılan suçlardan birinin işlenmiş olması gerekir. Bu suçlar ekonomik suçlardır. Bahsedilen ekonomik suçlar KK md. 43/A-1’de bentler halinde sayılmıştır. Bunlara değinmek gerekirse; TCK’deki Dolandırıcılık, İhaleye fesat karıştırma, Edimin ifasına fesat karıştırma, Rüşvet, Suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama suçları, ayrıca 19/10/2005 Tarih ve 5411 sayılı Bankacılık Kanunu md. 160’da tanımlanan zimmet suçu, 21/3/2007 tarihli ve 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu’nda tanımlanan kaçakçılık suçları, 4/12/2003 tarihli ve 5015 sayılı Petrol Piyasası Kanunu’nun Ek 5. maddesinde tanımlanan suç, 12/4/1991 tarihli ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu md. 8’de tanımlanan terörün finansmanı suçudur.

  1. SUÇUN TÜZEL KİŞİ YARARINA İŞLENMESİ

KK md. 43/A, KK md. 8/1’den farklı olarak sayılan suçlardan dolayı tüzel kişi hakkında para cezası verilebilmesi için suçları tüzel kişi yararına işlenmiş olmasını aramaktadır. Eğer suç, suçu işleyen organ ya da temsilcinin kendi yararına, tüzel kişinin bazı mensuplarının yararına, işçilerin yararına veya toplum yararına işlenmişse bundan dolayı tüzel kişi de sorumlu tutulmaz. Ancak “tüzel kişinin yararı” ifadesi geniş yorumlanmalıdır. Sayılan suçlar sadece tüzel kişiyi zenginleştirmek için değil, onun temel işlevlerini ve amaçlarını gerçekleştirmek için işlenmişse de tüzel kişinin yararı söz konusudur.

  1. SUÇ KARŞILIĞINDA UYGULANACAK İDARİ YAPTIRIM

Tüzel kişi hakkında KK md. 43/A’da sayılan suçlar karşılığında idari para cezası uygulanmaktadır. Maddede, verilen para cezasının idari para cezası olduğu belirtilmiştir. Bu durumda bir mahkeme idari para cezası verme durumunda kalmaktadır.

İdari para cezası verip vermeme konusunda hâkimin takdir hakkı yoktur. KK md. 8’deki gibi, tüzel kişiye de idari yaptırım uygulama konusundaki takdir yetkisi, tüzel kişilerin yararına işlenen suçlar söz konusu olduğu zaman tanınmamıştır. Gerçek kişinin cezalandırılmasının yanında, tüzel kişiye de idari para cezası uygulanması zorunludur. Takdir yetkisi, yaptırımı uygulayıp uygulama konusunda değil, uygulanacak idari para cezasının miktarı konusundadır. Ancak bu para cezasının verilebilmesi için, işlenen suçun aynı zamanda daha ağır bir idari para cezasını gerektiren bir kabahat oluşturmaması gerekir. Kuşkusuz bir fiil hem suç hem kabahat oluşturabilir. Bu durumda eğer oluşturduğu kabahat karşılığında verilecek idari para cezası, suç karşılığı verilecek idari para cezasından daha fazlaysa, o zaman tüzel kişiler bakımından kabahat karşılığı öngörülen idari para cezası uygulanacaktır. Gerçek kişi bakımından ise md. 43/A’da sayılan suçlardan hangisini işlemişse o suçtan mahkûmiyet kararı verilecektir. Bu durumda verilecek cezaya karşı istinaf, idari yaptırım kararına karşı ise itiraz kanun yoluna başvurulabilir.

  1. SUÇ KARŞILIĞINDA UYGULANACAK GÜVENLİK TEDBİRİ

İdari yaptırım uygulanmış olması, yararına suç işlenmiş özel hukuk tüzel kişiliği hakkında tüzel kişilere özgü güvenlik tedbirlerinin uygulanamayacağı anlamına gelmez. Suç oluştuğunda TCK md. 60’ın koşulları oluşmuşsa ve ilgili suç tipinde açık hüküm varsa iznin iptali ve müsadere tedbirleri uygulanabilecektir.

TCK md. 60’da şu düzenleme yapılmıştır: “Bir kamu kurumunun verdiği izne dayalı olarak faaliyette bulunan özel hukuk tüzel kişisinin organ veya temsilcilerinin iştirakiyle ve bu iznin verdiği yetkinin kötüye kullanılması suretiyle tüzel kişi yararına işlenen kasıtlı suçlardan mahkûmiyet halinde, iznin iptaline karar verilir. Müsadere hükümleri, yararına işlenen suçlarda özel hukuk tüzel kişileri hakkında da uygulanır.” Yargıtay, tüzel kişi lehine tefecilik suçunun işlendiği bir somut olayda, kanuni şartları oluştuğu zaman tüzel kişilere karşı güvenlik tedbiri uygulanması gerektiğine hükmetmiştir. TCK md. 60’da, işlenen bir suç sebebiyle tüzel kişilere özgü güvenlik tedbirlerinin neler olduğu da belirtilmiştir. Bunlar; faaliyet izninin iptali, eşya müsaderesi ve kazanç müsaderesidir.

SONUÇ

Çalışmamızın konusu bakımından, tüzel kişilere ceza değil de güvenlik tedbiri ve idari yaptırım uygulanabileceği öngörüldüğünden, tüzel kişilerin "ceza" değil "ceza hukuku" ve "kabahatler hukuku" sorumluluğu mevcuttur.

Ayrıca, AY m. 38 ve TCK m. 20 uyarınca hukukumuzda cezaların şahsiliği prensibi geçerli olup, bu prensip ile anlatılmak istenen, başkasının fiilinden dolayı cezalandırılmamaktır. Nitekim "cezaların" şahsiliğinden bahsedilmiştir. Dolayısı ile diğer ceza hukuku ya da başka hukuk dallarının yaptırımları bu ilke kapsamına alınmamıştır. O halde başkasının fiilinden dolayı güvenlik tedbiri, idari yaptırım ya da özel hukuk yaptırımlarına maruz kalmak şu anki mevzuatımız gereği yasaklanmamıştır.

Başkasının fiilinden bahsetmemizin sebebi de suçun oluşması için gerekli olan ceza hukukundaki anlamı ile "hareketi", tüzel kişi yararına, ilgili hükümlerin düzenleniş biçimlerine göre tüzel kişinin organı veya temsilcisi veya tüzel kişi adına hareket etmesi gereken "gerçek" kişi gerçekleştirmektedir. Diğer bir deyişle, kanaatimiz

doğrultusunda tüzel kişilerin ceza hukukunun aradığı anlamda bir "hareket yeteneği" mevcut değildir.

Tüzel kişilerin isteme, iradelerini yönlendirme gibi bir yeteneği de olmadığından, kusur yeteneklerinden bahsedilemez. Tüzel kişilerin hareket ve kusur yeteneği bulunmadığını fikrinde olduğumuzdan, suç faili olmaları da mümkün değildir. Ancak bu husus ceza hukuku sorumlusu olmayacakları anlamına da gelmemektedir. Nitekim TCK ve çeşitli kanunlarda güvenlik tedbiri yaptırımının uygulanması öngörülmüştür. Bu hususta görüşlerimiz çoğunluk görüşle aynı doğrultudadır. Öğretide aksi görüşte olanlar maalesef görüşlerini hukuki temellere dayandıramamışlardır.

İzmir Barosu Avukatlarından Sn. Çağrı AKARSU'ya emekleri için teşekkür ederiz.

KAYNAKÇA

Akalan, Abdullah Recai: Uygulamadan Örneklerle Kabahatler Hukuku, Ankara, Sage Yayıncılık, 2012.

Akbulut, Berrin: Türk Ceza Kanunu ile Kabahatler Kanunu Genel Hükümlerinin Yaptırım  Hükümleri  Dışında  Karşılaştırmalı  Olarak  İncelenmesi,  Ankara,  Adalet Yayınevi, 2014.

Akünal, Teoman: Türk Medeni Hukukunda Tüzel Kişiler, İstanbul, Beta, 1995.

Çlayan, Ramazan: İdari Yaptırımlar Hukuku, Ankara, Asil Yayınevi, 2006.

Dural, Mustafa/Öğüz, Tufan: Türk Özel Hukuku Cilt 2- Kişiler Hukuku, İstanbul, Filiz Kitabevi, 2014.

Esener, Turhan: Hukuka Giriş: Genel Hukuk Bilgisi, İstanbul, Alkım Yayınevi, 2010.

Kangal, Zeynel T.: Kabahatler Hukuku, İstanbul, 12 Levha Yayınları, 2011.

Malbeleği, Nida: “Türk Ceza Hukuku ve Kabahatler Hukukunda Tüzel Kişilerin Sorumluluğu”,  İstanbul,  TC.  İstanbul  Üniversitesi  Sosyal  Bilimler  Enstitüsü  Kamu Hukuku Ana Bilim Dalı Yüksek Lisans Tezi, 2012.

Oğuzman, Kemal/Seliçi, Özer/Oktay Özdemir, Saibe: Kişiler Hukuku (Gerçek ve Tüzel Kişiler), İstanbul, Filiz Kitabevi, 2016.

Öztürk,   Bahri:   “Kabahatler   Kanununun   Genel   Esasları”   T.C.   İstanbul   Kültür Üniversitesi tarafından düzenlenen İdari Ceza Hukuku Sempozyumu, Ankara, Seçkin Yayınları, 2009.

Parlar, Ali: Açıklamalı İçtihatlı Kabahatler Kanunu, Ankara, Bilge Yayınevi, 2012.

Sancakdar, Oğuz, İdare Hukuku: Teorik Çalışma Kitabı, Seçkin Yayınları, Ankara, 2022, 11.Baskı, s.109.

Yılmaz, Zekeriya: Türk Ceza Kanunu ve Kabahatler Kanunu, Ankara, Seçkin Yayıncılık, 2005.